safak1.jpg

umut1928_katagaf1.gif

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adı İle…

Amerika’nın Afganistan’a, Irak’a, Sudan’a, hâsılı kendi çıkarı için saldırması, itâat altına alması gereken her yere saldırmak için bahane aradığı, bazan bu bahaneyi kendi oluşturduğu, bazan da meydana gelen bir olayı sihirbaz medyası yoluyla büyüterek, sanal bir gerçeklik oluşturarak , insanları aldatarak, ayartılmış dünya kamuoyunu arkasına alarak harekete geçtiği artık cümlenin malûmudur (Derin uykularda kalmayı yararlı görenler bu cümleye dahil değildir).
Üsâme b. Ladin malûm terör olayını yaptırmadığını ifade ediyor; yapanları tebrik ettiğine göre korkup da yalan söylüyor diyemeyiz; şu halde onun bu işte parmağı yok. Ama Amerika yıllardır onun peşinde, bir taşla iki kuş vurmak, hem onu yakalamak veya öldürmek hem de artık kendisine itâat etmeyen (veya dolaylı da olsa yönlendiremediği) Talibân’dan kurtulmak için son terör olayını bahane ediyor. Elinde kanıtlar varmış, kimse bunların neler olduğunu bilmiyor, Pakistan’a bidirdi, tatmin olmadılar, yalnızca T.C.’nin başbakanı “Amerika’nın iknâ olması bizim için yeterlidir” şeklinde tarihe geçecek (ne olarak geçecek ayrı mesele) bir vecize buyurdular. Her neyse kendisi hem hâkim, hem dâvâcı, hem şâhit olarak hükmünü verdi, çıkarları müşterek olanlar da ona katıldılar, terörü önleyeceğiz, dünyaya ebedî barış (!) getireceğiz diye devlet terörüne (hayır devletlerarası, devletlerle ortak) giriştiler. Şimdi Afganistan’da masûm halk bombalanıyor, bunlar Yahudi, Hristiyan, dinsiz, Amerikalı, Avrupalı olmadıkları için herhalde tam adam da sayılmıyorlar ki, adam (insan) haklarına duyarlı çevreler bu teröre ısyan etmiyorlar.
Gelelim Talibân hükumetine;
Afganlılar ve diğerleri Ruslara karşı şanlı, şerefli ve sevaplı bir cihaddan sonra zafer kazandılar, Rusları dize getirdiler, ama bu, İslâm’a göre “küçük cihad” idi, bir de büyük cihad vardı, nefse karşı verilecek, meşrû olmayan arzulara karşı verilecek “büyük cihad. İşte Afganlılar bunu kazanamadılar, fert, gurup, kabile ve bilmem ne adına iktidar kavgasına tutuştular, birlikten doğan güç tefrika yüzünden yok oldu, hâsıl olan zarar, ziyan, zulüm hesaba kitaba sığmaz. Sonunda elde edilen hiçbir şey de yok; ülkede yıllardır süren iç savaş, açlık, perişanlık, zillet, zulüm… Şimdi de dışarıdan, Amerika ve müttefikleri tarafından saldırıya uğrayınca müslümanları cihada çağırıyorlar. Bu müslümanların bir kısmı, düne kadar savaştıkları kimseler. Diğer kısmı ise tesbih taneleri gibi dağılmış, her biri ayrı bir devlet kurmuş, uluslararası anlaşma ve antlaşmalar yapmış, müslümanı koyup gayr-i müslim ile dost olmuş, müslümandan gelecek tehlikeye karşı gayr-i müslime sığınmış kimseler, guruplar, sözüm ona devletler. Bu devletler mi cihad çağrısına cevap verecekler? Bunlar mı Amerika ve Avrupa’ya karşı bu Afganlıların veya başka mazlum müslümanların, toplulukların yanında yer alacaklar!?
Kutsal, şerefli, değerli kavram ve kurumları ucuza vermeye, yere sermeye, alay konusu yapmaya ve yıpratmaya kimsenin hakkı yoktur.
Cihad, ümmetin itimad ettiği âlimler topluluğunun (ehlü’l-halli ve’l-akd: işi çözüp bağlayanlar) “meşrûdur” mutâlâası/kararıyla, yine ümmetin bağlı bulunduğu siyasî otorite tarafından ilân edilen savaştır. Bu savaşın sebebi, kuvvetle muhtemel veya vâkî bir saldırıdır: Dîne, mala, cana, namusa; maddî, ve manevî değerlere karşı haksız saldırıdır. Evet cihad din savaşı değildir, dinler arası savaş da değildir, Allah Teâlâ’nın, mümin kullarına vazife olarak verdiği, ister müslümanlara ister başka dinden olanlara karşı yapılmış olsun, haksız saldırının defedilmesi, hak ve adâletin yerini bulması için yapılan savaştır. Eğer yukarıda açıklanan şartlar bulunsaydı elbette haksız olarak saldırıya uğramış bir insan topluluğunu kurtarmak için cihad yapılırdı. Şartlar mevcût olmadığına, ortada bir ümmet (tek bir İslâm ülkesi veya İslâm ülkeleri topluluğu), ümmetin itimad ettiği bir âlimler heyeti, bu heyetin kararını uygulayacak bir siyasî otorite… bulunmadığına göre yapılacak şey, zulme uğrayanların, zulmedenden yana olmayan herkesten yardım istemesi, “insafsız avcıya hizmet etmekten zevk almayan” herkesin de mazluma yardımda bulunmasıdır. Bu yardım terim mânâsında cihad değildir, şekli imkânlara, fayda-zarar dengesine bağlıdır, iyi niyetle, ölçülü ve düzenli yapıldığında yapana ibâdet sevabı kazandırır.  Allahım Ayaklarımızdaki, akıllarımızdaki, ruhlarımızdaki ve kalplerimizdeki bağı çöz…

     umut1928_bayrakww1.gif

seyfullahda01.jpg

Cihadın amacı onun yaratıcısı olan Allah’ı tanıtarak ona kul olmasını ve dolayısıyla mahlukata kulluktan kurtarıp hür olmasını sağlamaktır. Yüce Allah bir hadis-i kutside şöyle buyurur: “Ben tüm kullarımı halis tevhit inancı üzere yarattım. Şeytan ise kendilerini bu inançtan uzaklaştırır, benim kendilerine helal kıldıklarımı haram, haram kıldığım şeyleri de helal eder. Hakkında hiçbir bilgileri olmayan şeyleri de bana ortak koşmalarını ister.” Cihadın asıl amacı insanlara doğru ve hak olan tevhit inancını anlatarak, onları bir olan Allah’a inanmaya davet etmek ve her nevi şirk ve batıl itikattan imanlarını muhafaza etmektir.

Hayat imtihanında zor anlar vardır. Kişi mücahede ile hayatın zorluklarına karşı mücadele ruhunu geliştirmelidir. Böylece insanın düşmanları olan nefis ve şeytan ile ve İslam’ın düşmanları olan kâfir ve münafıklarla mücadele ederek manen terakki eder ve günahlarından arınır, iyi bir Müslüman ve mükemmel bir insan olur.

İslam’ın izzetini korumak, hakkaniyetini ispat etmek, din ve İslamiyet düşmanlarının İslam’a ve Kur’an’a olan hücumlarını önlemek cihadın en büyük gayelerinden birisidir. Yüce Allah Kur’an’da: “Allah yolunda nasıl cihad etmek gerekiyorsa öyle cihad ediniz. O dinine yardım etmeniz için sizleri seçti ve dinde de sizin için hiç bir zorluk kılmadı. Sizleri Müslüman olarak isimlendiren de odur. Öyle ise namazınızı dosdoğru kılın, zekatınızı verin ve her işinizde Allah’a sarılın. Sizin hakiki dostunuz O’dur. O ne güzel dost ve ne iyi bir yardımcıdır.” buyurmaktadır.

 

              sagresim011.jpg

banner_151.gif

200707181304lefhi613611.jpg

edf.jpgimanvecihad1.png

                           Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
                             Güneşten başını göklere yükselt!
                             Avlanır, kim sana atarsa kement,
                             Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebet.

                             Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
                             Güneşten başını göklere yükselt!

                             Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!
                             Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
                             Nur yolu izinden git, KILAVUZ’un!
                             Fethine çık, doğru, güzel, sonsuzun!

                             Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!
                             Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.

                             Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
                             Babamın külleri, sen, kara toprak!
                             Şahit ol, ey kılıç, kalem ve orak!
                             Doğsun BÜYÜK DOĞU, benden doğarak!

                             Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
                             Babamın külleri, sen, kara toprak!